JURNAL TÜRKİYE: SUİÇMEZ: “CUMHURBAŞKANI ‘2020 YILI TARIMSAL DESTEKLERİNİN YARISINI ÖDEDİK’ DEDİ, YANLIŞ BİR BİLGİLENDİRME VAR”- 8 MAYIS 2020

GENEL MERKEZ
08.05.2020 (Son Güncelleme: 08.05.2020 20:47:16)

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baki Remzi Suiçmez, salgın döneminde mevsimlik tarım işçilerinin durumunu, meslek örgütlerinin seçim sisteminin değiştirilmesinin gündemde oluşunu ve tarım sektörünün son durumunu Jurnal Türkiye’ye değerlendirdi.

2021 yılında tarımsal desteklerin en azında yüzde 1’in üzerinde olmasını talep ettiklerini dile getiren Suiçmez, Cumhurbaşkanı’nın ‘2020 yılı tarımsal desteklerinin yarısını ödedik’ şeklindeki açıklamasında yanlış bir bilgilendirme olduğunu söyleyerek, “Burada ödenen destekler 2019 yılına ait destekler. 2019 yılı desteklerinin de şu anki ödenen oranı yüzde 56. Yani şu anda 2019 yılındaki alacaklarının yüzde 44’ü henüz ödenmedi. 2020 yılı desteklerinin daha başvuruları hazırlanmadığı için bu sürecin öne çekilmesi, 2019 yılı desteklerinin tümünün ödenmesi ve 2020 yılı desteklerinin de en azından yarısının avans olarak ödenmesini gündeme getirdik. Maalesef bu konuda da hiç bir ilerleme yok.” dedi.

ZMO Genel Başkanı Baki Remzi Suiçmez’in konuşmasından satır başlıkları şu şekilde:

‘İşçilere bakış açısı ucuz iş gücü, hasat ve yine insanları kendi kaderine terk etme şeklinde oluyor’

Mevsimlik tarım işçileri bugünün sorunu değil, geçmiş yıllardan beri gündemde olan bir konu. Erdoğan’ın Başbakan olduğu dönemde, 2010/6 sayılı bir Başbakanlık genelgesiyle, burada bakanlıklardan oluşan bir üst düzey Mevsimlik İşçileri İzleme Komitesi komisyonu, her bir ilçede de Mevsimlik İşçileri İzleme komisyonları kurulması gündemdeydi. Eğer 2010 yılındaki bu genelgenin gerekleri yerine getirilmiş olsaydı, bugün yeni arayışlara gerek kalmazdı. Sözde kalmış bir genelgeydi. Çocuklarını dahi okutamayan mevsimlik işçilerimiz yıllarca sağlıksız koşullarda, ilkel çadırlarda yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. 

Bu süreçte mevsimlik tarım işçilerinin gündeme gelmesini olumlu karşılıyoruz. Fakat her ilde aynı özenin gösterilmesi gerekiyor. Çünkü, valilik ve kaymakamlıklarda farklı uygulamalar olabiliyor. Nedeni şu: en ucuz yoldan kar etme mantığıyla, özellikle büyük toprak sahipleri tarlalarına çadırları kurduruyor. Normal koşullarda kaymakamlıklar düzenli çadırlar oluşturmak zorunda. 10 yıldır yapılmayan bir uygulamanın artık bu dönemde yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Treddütlerimiz var çünkü insanlara bakış açısı; ucuz iş gücü olarak görme, hasatı yaptırma ve ondan sonra yine insanları kendi kaderine terk etme şeklinde oluyor. Bunun değişmesi gerekiyor. 

’30 kişinin geldiği ortamlarda yine ucuz iş gücü, en fazla kar mantığıyla düşünülüyor’

Aynı minibüste 30 kişinin geldiği ortamlarda dahi yine ucuz iş gücü, en fazla kar mantığıyla düşünülüyor. Mesela minibüslerde sosyal mesafenin korunması demek, bir yerine 3-4 taşıma aracı demek. Bunların maliyetlerini kim karşılayacak? Bu insanların tarımsal istihdamın en önemli unsurlarından biri olduğu, her koşulda sağlıklı bir şekilde üretimin içerisinde yer alması ve ayrıca sosyal ve özlük haklarından mahrum kalmaması ve hepsinin bir bütün olarak ele alınması gerektiğinin bilinmesi gerekiyor. Bu süreç bunları yeniden gündeme getirmek için bir avantaj. Ama bahsettiğim gibi genelgeler çıkartmakla olmuyor, gerçekten bu sorunun kalıcı çözümü için bir şeyler yapılması gerekiyor. Olumlu her türlü hareketi destekliyoruz fakat kaygılarımız sürüyor. 

‘Üretim bir kere aksarsa gerekli verim alınmaz ve yıl sonundaki hasat olumsuz etkilenir’

Ülkemizde tarım sektörü maalesef uygulanan yanlış tarım ve istihdam politikaları nedeniyle yaşlı. Çiftçi Kayıt Sistemi’nde (ÇKS) kayıtlı yaş ortalaması 55 civarında. Şimdi köylerde yaşayan 65 yaş üstünün iki türlü sorunu var: Birincisi, bu insanlar potansiyel sağlık riski altındalar. Dolayısıyla insanların kentlere gelmesi ve hastanelerde birikmemesi isteniyor. Bizim salgının ilk aşamasında önerimiz; risk altında olanlar için sağlık tarama ekiplerinin gerekli sağlık tarama testlerini yapması. İkinci olarak da, kapatılmış bölgesel sağlık ocaklarının yeniden açılarak kentlerde birikme olmadan bu olayın çözülmesi. İlk etapta Mart ayı ekim-bakım dönemleriydi. Eğer üretim bir kere aksarsa gerekli verim alınamayacak ve yıl sonundaki hasat olumsuz etkilenecek. O aşamada da bir sürü zaman kaybedildi. 

‘2 milyon 800 bin çiftçi varken bu sayı 2 milyona düştü‘

Daha sonra İçişleri bakanlığı Genelgesiyle İl Pandemi ve İl Hıfzıssıhha Kurulları oluşturuldu. Çiftçi kayıt belgesiyle belli kolaylıklar sağlandı. Bu olumlu bir adım ama Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) kayıtlı olmayan çiftçilerde sorunlar yaşandı. Çünkü ülkemizde 15-20 yıl evvel bu yanlış tarım politikaları nedeniyle 2 milyon 800 bin sistemde kayıtlı çiftçi varken bu sayı şu anda 2 milyona düştü. Yani çiftçiler kayıt sisteminin de dışında çıkıyor. Sadece ÇKF değil, ÇKF’ye kayıtlı olmayan tüm üreticilerimiz için de önlemlerin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Bu il pandemi kurullarında maalesef Ziraat Mühendisleri Odası yer almıyor. Daha sonra değişik illerde valiler komisyonda yer alınmasını sağladı fakat ülke genelindede bütüncül bir uygulama yok.

‘Ülkemizde yaklaşık 30 bin ziraat mühendisi işsiz, onların da tarımsal üretim seferberliği içerisinde yer alması gerekiyor’

Ülkemizde genç nüfusun mutlaka tarım alanına girmesi gerekiyor fakat bu sadece istemekle olmuyor. Bunun için alt yapının ve uygun desteklerin hazırlanması lazım. Ülkemizde küçük ölçekli genç çiftçi projeleri yapıldı fakat sonuçları tartışılır. Bu projelerin amacına ulaşmadığını hepimiz biliyoruz. Bu anlamda gerekli bir bütün halinde tarımsal üretim planlanmasının genç çiftçilerimiz sağlanması, ayrıca gerekli kredi desteği, düşürülmüş girdi maliyetleri gibi somut ekonomik önlemlerle tarıma teşvik edilmesi gerekiyor. Şu anda ülkemizde genç çiftçiler dışında, yaklaşık 30 bin ziraat mühendisi mezunu işsiz. Onların da bu tarımsal üretim seferberliği içerisinde yer alması gerekiyor. Fakat mutlaka bunların uygun ekonomik ve somut önlemlerle gündeme getirilmeli. 

Ayrıca bu projelerin içerisinde, bireyselliğin dışında kooparatifleşme de çok önemli. Kooparatifler üstünden de çiftçi desteklenmeli. Mevsimlik ve genç işçi sorunları dışında, meslektaşlarımızın da; gerek özel sektör gerek kamuda istihdamı çok önemli. Bir önceki Tarım Bakanı Fakıbaba döneminde kamuya alınacak 10 bin personelin 3 bininin Ziraat Mühendisi olacağı şeklinde kamuoyuna duyuru yapılmıştı. Şimdi bu salgın döneminde tarımın ve gıdanın önemi daha da iyi anlaşılmışken, şimdiki Bakanlığın toplam 2 bin 153 personel alınması, ve bunların da 699’unun Ziraat Mühendisi olarak alınacağını açıklaması son derece yetersiz. Sorunlara göre daha köklü ve kalıcı ve bütüncül politikalar gerekiyor. Ziraat mühendisleri istihdamı sayısal bir azalışta, olumlu adımlar atılamıyor. 

‘Tarımsal destekler GSMH’nin yüzde 1’inden az olamaz’

Tarımsal destek boyutunda da çok büyük sıkıntılarımız var. 2006 yılında çıkarılan Tarım Yasası’nın 21. maddesi gereği ülkemizdeki tarımsal destekler GSMH’nin yüzde 1’inden az olamaz. 14 yıldır bu madde uygulanmadı. Bu destekler hep binde 5’lerde kaldı. Biz yine yaptığımız basın açıklamalarında, Bakanla yaptığımız görüşmelerde, 2021 yılında tarımsal desteklerin en azında yüzde 1’in üzerinde olmasını talep ettik. Cumhurbaşkanlığı tarafından şöyle açıklamalar yapıldı: ”2020 yılı tarımsal desteklerinin yarısını ödedik.” Yanlış bir bilgilendirme var burada çünkü ödenen destekler 2019 yılı destekleri. 2019 yılı desteklerinin de şu anki ödemelerle, ödenen oran yüzde 56. Yani şu anda 2019 yılındaki alacaklarının yüzde 44’ü henüz ödenmedi. 2020 yılı desteklerinin daha başvuruları hazırlanmadığı için bu sürecin öne çekilmesi, 2019 yılı desteklerinin tümünün ödenmesi ve 2020 yılı desteklerinin de en azından yarısının avans olarak ödenmesini gündeme getirdik. Maalesef bu konuda da hiç bir ilerleme yok.

‘Havayolu şirketlerinde uçuş yasağı olduğu halde KDV yüzde 1’e indiriliyorsa üretimi artırmak için de bu oranın uygulanması gerekiyor’

Çiftçilerin Tarım Kredi Kooperatifine ve Ziraat Bankasına, diğer kamu ve özel bankalara borçlu olduğunu dile getirdik. Bu borçlar ötelensin ve faizleri silinsin. Tarım Kredi Kooperatifi 2 aylık bir öteleme yaptı. O da bu Mayıs ayında dolacak ve yetersiz bir öteleme olacak. Ziraat Bankası da 6 aylık bir öteleme yaptı fakat o da son derece sınırlı ve çiftçinin kredi borç sorununu çözemeyecek bir iyileştirmeydi. Şu anda çiftçinin borcunun 1 yıl ötelenmesi ve faizlerin kaldırılması gerektiğini önerdik. Bu konuda da yeterli bir çaba yok. Tarımda en önemli şey girdi maaliyetleridir. Bunlarda da bir iyilşetirme yapılmadı. Ayrıca petrol fiyatları tüm dünyada düşmüşken mazotta ve diğer girdilerde KDV oranının yüzde 1’e indirilmesi gerekiyor. Havayolu şirketlerinde uçuş yasağı varken KDV oranı yüzde 18’den yüzde 1’e indiriliyorsa boşalan raflarımızı doldurmak ve üretimi artırmak için gerekli olan girdilerde de bu KDV oranının uygulanması gerekirdi. Bu konuda da adım atılmadı. 

‘Şu anda paramız olsa dahi dışarıdan ürün alamayacağız‘

Tarımsal üretim seferbirliği ilan edilsin, tarım alanları korunsun ve gerekli desteklerle belli ürünlerde aşırı üretim ve diğer ürünlerde azalma gündeme gelmesin diye tarımsal üretim planlamasının etkin olarak uygulanmasını gündeme getirdik. Çünkü kendi kendimize yeterliyiz dediğimiz aşamada, buğday dışında diğer ürünlerde yeterli değiliz. Şimdi tüm dünyada da ‘korumacılık’ gündemde. Artık ülkeler dış alım ve dış satım konusunda serbest ticaret dışında korumacı politikalara yöneliyor. Bizim şu anda paramız olsa dahi dışarıdan ürün alamayacağımız bir dönemdeyiz. Mutlak surette üretimin dengeli, düzenli ve planlı artırılması gerektiğini savunduk. Fakat önümüze 2 tane çözüm sunuldu: Biri, 7 üründe 21 ilde tohuma yüzde 75 hibe desteği. Fakat biz bunu, 21 ilde olduğu için ayrımcı bir proje olarak görüyoruz. Neden 81 il değil ve neden tohuma hibe desteği? En önemlisi mazot dahil diğer girdilerde destek olunması gerekir. Bu nedenle bu proje ülkenin şu anda yaşacağı sorunlar için yeterli bir çözüm projesi değil.

‘Ekilmeyen 3 buçuk milyon hektarlık arazi varken, ek hazine arazilerinin tarıma açılmasını doğru bulmuyoruz‘

İkincisi de; hazineye ait ek tarım arazilerinin tarıma açılmasıydı. Ülkemizde son 20 yılda 3 buçuk milyon hektar tarım arazisini çiftçi ekmekten vazgeçti. Önceliğimiz bu 3 buçuk milyon hektar tarım arazisinin işlenebilir hale getirilip üretime kazandırılması. Geçmişten bugüne hazine arazileri çiftçilere ve şirketlere veriliyordu. Bu aşamada ekilmeyen arazilerimiz varken ek hazine arazilerinin tarıma açılmasını doğru bulmuyoruz. Çiftçinin üretimden vazgeçtiği 3 buçuk milyon hektarlık alanı üretime kazandırmak lazım. Tarım Bakanlığı ile Çevre Bakanlığının ortak açmayı düşündüğü hazine arazisinin toplamı 2 bin 300 hektar. Zaten ekilmeyen 3 buçuk milyon hektar varken 2 bin 300 hektarlık araziyi tarıma açmak bir çözüm getirmez. Bu hazine arazileri ekime dikime uygun olmayan, genelde eğimli ve traktör girdiğinde erozyona çok açık araziler. Bu hazine arazileri tarıma açılacaksa eğer kime verileceği sorusu da gündeme geliyor. Tarıma ilgi duyan insanlar değil toprağı olamayan ve tarımın içinden gelen gerçek üreticilere verilmesi gerekiyor. Bu konuda da belirsizlikler var. 

‘Ülkemizin kalıcı sorunları pansuman önemlerle çözülemez‘

Ülkemizin kalıcı sorunları pansuman önemlerle çözülemez. Bu aşamada dış alımın yapılmaması gerekirken maalesef biz gümrük vergileriyle oynayarak ayçiçeği ithalatını gündemimize aldık. Kosova’dan 0 vergiyle ayçiçek alımı gündeme geldi. Kaldı ki Kosova ayçiçeği üreten bir ülke değil. Kim üzerinden dış alım yapıldığı da belirsizliğini koruyor. Hayvancılık konusunda da yem bitkilerinde dışarıya bağlıyız. Yemin en önemli ürünü soyada yüzde 95 dışarıya bağlıyız. Bunları iyileştireceğimize, salgın sorununu ciddi bir şekilde yaşayan Brezilya’dan 10 bin baş canlı hayvan aldık. Şu an tam patates ve soğan dönemi. Patatesin en çok üretildiği yerlerden biri de Niğde. Niğde’de zaten depolarda patates dururken ve yeni mahsül gündeme gelmişken ve yeni ürünle fiyatlar zaten düşecekken psikolojik sınırı zorlarmış gibi Mısır’dan Niğde’ye patates dış alımı da yapılması son derece yanlıştı. Bu yanlışlar zinciri devam ediyor.

‘2019 rutin ek destekleri ödemeye devam ediliyor, bu da salgın önlemi gibi sunuluyor’

Temel çözüm önerimiz, 80’li yıllardan sonra uygulanan dış alımcı ve özelleştirmeye dayalı, kendi üreticimizi desteklemeyen neoliberal tarım politikalarının terk edilmesi, kendi üretimimizi ve girdilerimizi destekleyen ulusal çıkarlara dayalı ve ayrıca kamunun mutlaka her aşamada müdahil olduğu kamucu tarım politikalarına dönülmesi gerekiyor. Bunlar yapılmadığı sürece sorunlar parça parça önlemlerle giderilmez. Bu yıl üretimde sorun yaşayıp dış alım yapamazsak seneye raflarımız dolu olamayabilir. 

Tarım uzun vadeli bir sektördür. 1 yıllık önlemler değil, en az 5-10 yıllık önlemler göz önüne alınmalı. Tarım doğaya bağlı bir sektör, bunun için de tüm dünyada korunan bir sektör. Amerika en liberal ülkelerden biriyken salgın için 19 milyar dolar ek ekonomik paket açıkladı çiftçisine. Biz şu anda hiç bir ekonomik ek paket açıklamadık. 2019 rutin ek desteklerini ödemeye devam ediyoruz. Ve bu da salgın önlemi gibi sunuyoruz. Bu da çiftçinin güvenini sarsar. Bu yanlışlardan bir an önce dönülmesi gerekir. 

‘Kamuoyunu bilimsel çalışmalarla doğru bilgilendirmemiz iktidarı rahatsız etti‘

Tarım alanlarının korunması için bir çok dava açtık. 5403 sayılı toprak koruma kanununa eklenen istisnai maddelerle, sanayi ve enerji tesislerine kolaylıklar sağlandı. En son kurulacak olan termik santral için açtığımız davada da özelleştirme yüksek kurulu kararı davayı iptal edildi. Danıştay da bunu onayladı. Onun dışında Aydın Ovasında jeotermal santrallerine kontrolsüz bir şekilde izin verildi ve Ovanın üzerinde ekim yapılamayacak şekilde santral ve tesis boruları ovayı kapladı. Aşırı kar mantığıyla yer altından çıkan buharın tekrar yeraltına enjekte edilmesi ve bu sistemin çalışmaması nedeniyle orada hem halk sağlığı hem toprak kirliliği hem de besin kirliliği konusunda ciddi sorunlar var. 

Biz bunları gündeme getirdiğimiz için maalesef Sayın Cumhurbaşkanı meslek odalarına tepki gösteriyor. Anayasanın 135. maddesi gereği kamu kurumu niteliğindeki meslek odalarını seçim sisteminin değiştirilmesini gündeme getirdi. Şu anda meclis gündeminde ve bizim elimizde de bir taslak var. Bu konuda ana mantık şu: TMOBB’a bağlı 24 tane meslek odası var. Biz tüm alanlarda bilimi insanlarla buluşturan meslek odalarıyız. Dava açıp kamuoyunu bilimsel çalışmalarla doğru bilgilendirmemiz iktidarı rahatsız etti. 24 odamızdan bir tanesi olan Orman Mühendisleri Odası uzun süredir iktidara yakın bir konum alıyor. Ayrıca yönetiminde siyasal iktidara yakın kişiler var. Dolayısıyla biz bugün 24 yerine 23 oda başkanı olarak yaptığımız basın açıklamasıyla bu yanlıştan dönülmesini gündeme getirdik. Kaz Dağları’nda ormanlarımız traşlanırken buna ses çıkarmayan ve dava açmayan orman mühendisleri odası gibi susan ve iktidara koşulsuz biat eden odalar isteniyor. 

‘Bizleri kontrol altına alma, kendi güdümünde odalar yapma çalışmalarını son derece anlamlı buluyoruz‘

Biz de bu konuda kamu yararını, toplum çıkarını, bilimden ve halktan yana çalışmalarımızı devam ettirmeye kararlıyız. Gerektiğinde meclisteki oturumlarda eğer ısrarla gündeme getirilmesi devam edecekse de AYM’ye kadar gideceğiz. Üst örgütümüz TMOBB ve ZMO olarak bizim şu anda salgın sürecinde gıda konusu ve topraklarımız geleceğimiz gündemde olması gerekirken bizleri kontrol altına alma, kendi güdümünde odalar yapma çalışmalarını da son derece anlamlı buluyoruz. Bu yanlıştan bir an önce dönülmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Getirilen bu yasa değişikliğiyle bizim 6234 sayılı kanundaki görevlerimizde ‘Gerekli gördüğü bütün teşebbüslerde bulunur’ yerine ‘amaçları doğrultusunda’ diye bir daraltma yapmak isteniyor. Biz üyelerimizin yanlış yaptığı işlemler konusunda kamu yararını, toplum çıkarını ve bilime aykırı çalışmalarına karşı kurula vererek meslekten mene kadar cezai yetkimiz var. Bilim dışı çalışan insanların bizim bu yetkimizden rahatsız oldukları ortada. Dolayısıyla bizim üyelerimiz üzerinde denetim yapma yetkimiz ortadan kaldırılmak isteniyor. 

‘İktidara yakın kişilerin temsil edebileceği düzenlemeler gündeme getiriliyor’

Biz yargı denetiminde seçimlerle geliyoruz ve genel kurullarımızda delege olmayanların da yönetime aday olmaları söz konusu. Şimdi rakamlarla oynayarak yönetim kurulu ve genel kurulun yapısının değiştirilmesi, farklı oy oranlarıyla yönetimlerin kendi içinde bir bütün olarak çalışması yerine iktidara yakın kişilerin de temsil edebileceği düzenlemeler gündeme getiriliyor. Biz de, ‘seçimde her yönetim kendi grubuyla seçime girer, kazanır ve başarılı olmak ister. Fakat bugüne kadar giremiyorlarsa bunu yeni düzenlemelerle zorlamanın bir anlamı yok.’ 

Biz yönetimleri genel kuruldan sonra kendi içimizde gizli oyla belirliyoruz. Bunlar: yazman, sayman ve önetim kurulu 2. başkanı vs. Tasarı aynı zamanda bunu değiştirmeye çalışıyor. Genel kurulda çıkan oylara göre yönetimin doğrudan oradan belirlenmesi şeklinde, yani yönetimin de kendi içinde bütün tutarlı çalışmasının önünü kesmek istiyorlar. Denetleme kurullarımızla zaten sürekli kendimizi denetleyen, üyeye hesap veren ve genel kurulda gerektiğinde aklanmayan örgütleriz. Bu kararlarımız komu oyuna açıktır. 

‘1982 anayasının mantığı 2020’de uygulanmak isteniyor’

Burda da 82 anayasasıyla gündeme getirilen bizi kontrol altına almaya çalışan askeri baskıcı yönetim, Bayındırlık ve İskan Bakanlığına bağlı olmasına yönelik yasada bir düzenleme yapıldı. Fakat bu düzenleme 2007 yılına kadar gündeme gelmemişti. İlk defa 2007 yılında bakanlıklar üstünden odaların üst denetimi gündeme geldi. Şimdi yeniden ilgili bakanlıkla diyerek bir çok bakanlığın TMOBB ve odalar üstünde dış denetimini gündeme getiriyor. Yani 1982 anayasının mantığı 2020’de uygulanmak isteniyor. 

Döviz kuru, ekonomik kriz, gıda ve maske krizi nedeniyle gündem saptırarak ‘susan bir Türkiye’ isteniyor. Bizler susmayacağız, toplum çıkarı için doğru bildiklerimizi söylemeye devam edeceğiz.

‘Örgütsüz küçük çiftçi çok uluslu şirketler ya da yerli uluslar arası market zincirleriyle yan yana geldiğinde sömürü düzeni devam eder’

Bizim çiftçimiz topraktan öğrenip kitapsız bilendir, Nazım’ın dediği gibi. Eğer kar edemiyorsa söyleme inanmaz ve üretimden çekilir. Nitekim 3,5 milyon hektarlık bir alandan çekildi. ÇKF kayıtlı 2,8 milyonluk kayıtlı çiftçi 2 milyona indi. Bizim korkumuz şu: önceden bahsettiğimiz somut ve ekonomik önlemler uygulanmazsa yeniden tarım alanından kaçışlar, üretimden vazgeçilen 3,5 milyon hektarlık alana yenilerinin eklenme tehlikesi var. Tarım, Hazine ve Maliye ve Ticaret bakanlığı TOBB ile dijital tarım projesinin lansmanını yaptılar. Bu dönemde son derece sorunlu ve yanlış bir projedir. Ülkemizde demokratik kooparatifçiliğin yeniden gündeme getirilmesi gerekiyor. Şu anda ise örgütsüz küçük çiftçi çok uluslu şirketler ya ada yerli uluslar arası market zincirleri ve avmlerle yan yana geldiğinde bu sömürü düzeni devam eder. Bugün üretimi arttırmamız gerekirken mevcut gıda pazarında çok uluslu şirketlerin ve yerli market zincirlerinin çiftçilerle ilişkisini kurumsallaştırıp sözleşmeli model üzerinden birilerinin kar mantığını devam ettirmesi gündemde. Bu son derece sakıncalı.

‘Tarım arazilerinin büyük şirketlerin eline geçmesine yönelik bir dizi çalışma yürütülmeye devam ediyor‘

Çiftçi tarlasını elinden çıkarmak zorunda kalınca özel bankalar çiftçilerin topraklarına el koyuyor. Şu anda bankalar üzerinden tarım arazilerinin büyük şirketlerin eline geçmesine yönelik bir dizi çalışma yürütülmeye devam ediyor. Eğer ülkemizde girdi maaliyetleri ile ilgili iyileştirme olmazsa insanlar tarlalarından vazgeçecek. Ülkemiz Afrika’da olduğu gibi büyük şirketlerin çok büyük plantasyon üretim alanlarında kendi tarlasında ırgat olarak çalışan işçiler haline gelecek. Bu yanlışların hepsi sermayeye dayalı bir bakış açısıdır. Sermayeye ve özel sektörün kar mantığına dayalı sistemden vazgeçilmesi tarım sektörüne de ülkemizin çiftçisine de ülkemiz mühendislerine de ve hepsinden önemlisi yeterli, dengeli ve ucuz gıda bekleyen 83 milyon tüketicimizi zor zamanlar bekliyor.

‘Yurt dışından getirilen yurttaşlar konusunda bir dizi plan uygulanırken çay hasatı konusunda erken davranmadık‘

Mayısın 15’inden 20’sinden sonra çayda hasat dönemi. Rize Valisi’nin açıklaması vardı: işçiler 15 gün karantinada tutulup bölgeye getirilecek şeklinde. Ardından 4 valinin açıklamasından sonra bundan vazgeçildi. Şu anda yurt dışından ucuz iş gücüde gelemiyor. Karadeniz bu konuda ne yapacağını şaşırmış vaziyette. Çaykur ise bu konuda sessizliğini koruyor. İçişleri ve Tarım Bakanlığı bir dizi önlem üzerinde çalışıyor. Ya orada işsiz üniversite mezunlarından istihdam sağlanacak ya da kontrollü bir şekilde Karadenizli olupta bölge dışında yaşayan ve gelebileceklerin girişi kontrollü bir şekilde sağlanacak. Yurt dışından getirilen yurttaşlar konusunda bir dizi plan uygulanırken neden çay hasatı konusunda erken davranmadık. Sadece ekim dikim değil hasat döneminde de yaşanacak gecikme yine bizi olumsuz etkileyecek. Bu konuda da maalesef çay özelinde henüz bir çözüm açıklanmadı. 

Ülkemizde tarımın gerçek bir sektör olarak görülmesi, sanayi ve turizm sektörü gibi ciddiye alınması ve çiftçilerimizin oy deposu olarak görülmeyip ve böylece salgın dönemlerinde en önemli alanın sağlık hakkı olduğu kadar gıda hakkı olduğunun da herkes tarafından fark edilmesi ve gerekli önlemlerin ciddi olarak alınması gerekiyor. Tüketici olarak bizler, alışveriş mekanlarımızı da seçerek semt pazarlarından çiftçi kollektifleri ya da yerel pazarlara kadar yönlendirebilirsek bu aracılık sistemi konusunda da tüketiciler üstünden gerekli yönlendirmeyi yapabilir, üreticilerin de hakettiği payı almasını sağlayabiliriz. Tüketicilere önemli görevler düşüyor. 

 

Haber kaynağına ulaşmak için lütfen tıklayınız. 

Okunma Sayısı: 121
Fotoğraf Galerisi