BASIN AÇIKLAMASI: YALNIZCA BİR DÜNYAMIZ VAR! YİTİRİLEN ÇEVRE DEĞİL GELECEĞİMİZ… ÇEVREMİZİ KORUMAK İNSANLIĞA OLAN BORCUMUZDUR.

GENEL MERKEZ
05.06.2020 (Son Güncelleme: 05.06.2020 10:31:47)

“5 Haziran Dünya Çevre Günü, bu dünyanın kimsenin özel mülkiyeti olmadığını anlama, gelecek nesillerin bir emaneti olduğunu hatırlama ve bu emanete sahip çıkma günü olmalıdır.”

TMMOB ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI

BASIN AÇIKLAMASI

5 Haziran 2020

 

YALNIZCA BİR DÜNYAMIZ VAR!

YİTİRİLEN ÇEVRE DEĞİL GELECEĞİMİZ…

ÇEVREMİZİ KORUMAK İNSANLIĞA OLAN BORCUMUZDUR.

 

“5 Haziran Dünya Çevre Günü, bu dünyanın kimsenin özel mülkiyeti olmadığını anlama, gelecek nesillerin bir emaneti olduğunu hatırlama ve bu emanete sahip çıkma günü olmalıdır.”

Olumsuz etkilerini dünyada iyice hissettiren küresel iklim değişikliği, doğal kaynakların insan eliyle tahribi, doğal alanlar ve yaban hayat üzerindeki aşırı baskı, sınırsız sanayileşme tercihleri ve kontrolsüz madencilik faaliyetleri, enerji savaşları ve nükleer enerjinin yarattığı belirsizlik, sürekli artan hava kirliliği, su kaynaklarının talanına dayalı su savaşları, gıda krizi ve yaşanan açlık gerçeği, hızlı artan dünya nüfusunun sınırlanmayan ihtiyaçları ve sınırsız hırsın doğada yarattığı yük…

UNESCO’nun “çevre hakkı”nı “insan hakkı” olarak kabul etmesine karşın günümüz dünyasında küresel kapitalizmin dayattığı egemen kültür “sınırsız tüketim” anlayışına dayalı, daha fazla tüketmek için daha fazla üretmeyi zorlayan “çevreyi sınırsız sömürme” anlayışına dayalı…

ABD Başkanı Trump, göreve başlamasından bu yana temsil ettiği lobilerin isteklerine uygun olarak kapitalist ekonomik kalkınmanın önünde bir engel olduğuna inandığı çevresel düzenlemeleri geri çekmeyi bir öncelik sayarken, “küresel ısınmaya inanmıyorum” sözleriyle dünyayı yönetenlerin rant ve çıkar politikaları uğruna doğayı korumayı hiçe saydıkları gerçeğini açıkça dillendirebilmektedir.

“Önce insan ve doğa” anlayışı yerine “önce ekonomi-tüketim-kâr” mantığının dayatıldığı, “doğayla uyumlu yaşam” yerine “sürdürülebilir kalkınma” adı altında “sürdürülemez kalkınma” anlayışının egemen kılındığı, “sağlıklı ve temiz çevrede yaşama hakkı”nın hiçe sayılarak insanlığın doğal yaşam alanlarının daraltıldığı, insanlığa açlık, yoksulluk, asgari hijyen ve sağlık koşullarından yoksun bir yaşam biçiminin dayatıldığı günümüzde, bugünkü tüketim ve üretim modelleri aynı kaldığı takdirde dünya nüfusu 2050’de 9 milyar 600 milyona ulaşacak ve bugünkü yaşam tarzımızı sürdürmek için üç gezegene daha ihtiyacımız olacak. Oysa, yaşam ortamımız olan dünyamız, tek.

Küresel ısınma ve iklim değişikliği somut bir gerçeklik. Ancak ranta dayalı ve sermaye çıkarı öncelikli uygulamalar yüzünden yaşanan iklime dayalı doğal afet ve felaketlerin sorumluluğunu “iklim değişikliği” kavramına yüklemek haksızlık. Bizlerin insanlığa karşı sorumluluğumuz var. Biz insanlar henüz vakit varken yaşam biçimlerimizi ve çevreyi koruma anlayışımızı gözden geçirmeli ve radikal olarak değiştirmeliyiz.

Ülkemizde 1982 Anayasası`nın 56. maddesi: “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” hükmünü içermektedir. Peki uygulamada neler yapılıyor?

Temiz havanın en önemli kaynağı ve su havzalarını besleyen doğal ve en temiz ortamlar olması nedeniyle koşulsuz korunması ve ekosistem bütününde varlığının artırılması gereken ormanlarımız, en verimli topraklarımızdan oluşan ve mutlaka korunması gereken ovalarımız, tüm yurttaşlarımızın kullanımına açık olması gereken kıyılarımız, doğal ortamlarında özgürce akması gereken derelerimiz doğal kaynaklarımızı koruması gereken yasal düzenlemelere eklenen istisnai maddelerle ve yetersiz denetimlerle sermayenin sınırsız talanına açılıyor. Akarsular üzerinde sayısız ve büyük barajlar inşa edilerek suyun doğal akışına müdahale edilerek ekosistemin bozulmasına izin veriliyor. Sanayi atıklarının nehir, göl ve denizlerimize salınması önlenemiyor. Doğal bitki örtümüzün ve sağlıklı yaşam alanlarımızın “kat-talan-yağma” düzeninin somut göstergesi “TOKİ konutları” olmadığını unutarak yeşil alanlarımızın rant amaçlı imar planları ile yapılaşmalarına izin veriliyor.

Sınırsız talan girişimlerine çarpıcı örnekler vermek gerekirse; Kaz Dağları’ndaki altın madeni girişimi ile su havzası, baraj ve göletler, Kanal İstanbul ile Küçükçekmece Gölü-Sazlıdere Barajı-Terkos Gölü ve çevreleyen su havzaları yok olma ve ciddi kirlenme tehdidi altındadır. Enerji fazlamız olmasına karşın yeni HES’ler, termik santraller, nükleer santraller kurma inadından vazgeçilmemektedir. Kontrolsüz üretim izni verilen jeotermal santrallerin göz yumulan yasadışı deşarjları nedeniyle Menderes ve Gediz Nehirlerimiz hızla kirletilmektedir. Ergene Nehrimizin kirliliği devam etmektedir. Jeolojik oluşumu ve canlılarla etkileşimi itibari ile dünyamızın ve ülkemizin en özel ve önemli alanlarından birisi olan Salda Gölü’nde ısrarla “millet bahçesi” yapılmak istenmektedir. Atamızın mirası AOÇ rant uğruna talan edilmekte, Büyük Ova Koruma Alanı ilan edilen tüm ovalarımız gibi Büyük ve Küçük Menderes ile Gediz Havzalarındaki verimli topraklarımız enerji, sanayi, madencilik yatırımları ve sınırsız yapılaşma ile yok edilmektedir. Alpu Ovası’nda yapılması planlanan Alpu Termik Santrali projesi kapsamında alınan özelleştirme kararının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca iptal edilmesi bizleri mutlu etse de 1. sınıf sulu tarım arazisinin termik santral yapımına konu olması bile geleceğe yönelik endişelerimizi artırmaktadır.

Öncelikle; 5 Haziran 2020 Dünya Çevre Günü`nde dünyada ve ülkemizde devam eden “Durmak Yok Talana Devam!” zihniyeti derhal değişmelidir. Yapılması gereken; doğal dengemizi bozan, başta su ve toprak olmak üzere doğal kaynaklarımızı, ormanlarımızı, meralarımızı, biyoçeşitliliğimizi, yeşil alanlarımızı, parklarımızı, kıyılarımızı, derelerimizi, denizlerimizi, özetle çevremizi yok eden ve kirletenlere karşı bağlayıcı yasal düzenlemelere dayalı somut yaptırımların ayrımsız derhal uygulanmasıdır.

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası; herkesin sağlıklı beslenmesine yetecek gıdaya, ihtiyaç duyduğu temiz suya, soluyabileceği temiz havaya sahip olması gereğine inanmaktadır. Örgütlü çevre mücadelesinde cesaretini bilimsel bilgi birikimi ve deneyiminden, gücünü üyelerinden ve bilinçli yurttaşların varlığından almaktadır. Gelecek kuşaklara temiz, sağlıklı ve yaşanabilir çevre bırakma yükümlülüğünün bilincinde olarak, bugüne kadar çevrenin ve doğal kaynaklarımızın korunmasında gösterdiği kararlı tutumunu sürdürmeye devam edecektir.

5 Haziran Dünya Çevre Günü’nün bu dünyanın kimsenin özel mülkiyeti olmadığını anlama, çevremizin gelecek nesillerin bir emaneti olduğunu anımsama ve bu emanete sahip çıkma günü olması dileğiyle. Çevreyi anlayan ve koşulsuz koruyan anlayışın dünyada ve ülkemizde egemen olduğu güzel günlerde sağlıklı ve mutlu birlikte yaşama dileğiyle…

Saygılarımızla.

Baki Remzi SUİÇMEZ

Yönetim Kurulu Başkanı

(Yönetim Kurulu Adına)

Okunma Sayısı: 349
Fotoğraf Galerisi