BİYOGÜVENLİK YASA TASLAĞI MUTLAKA DÜZELTİLMELİ - CUMHURİYET/TARIM HAYVANCILIK - 12.04.2005

GENEL MERKEZ
14.04.2005 (Son Güncelleme: 14.04.2005 14:18:23)

<İ>TASLAK, TARIMIN SOSYO-EKONOMİK YAPISI, BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİ, İNSAN VE HAYVAN SAĞLIĞI AÇISINDAN ÖNEMLİ TEHDİTLER İÇERİYOR

GÖKHAN GÜNAYDIN
(ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI BAŞKANI)

MECLİS'e gönderilmek üzere Tarım Bakanlığı'NDA SON HAZIRLIKLARI YAPILAN ''ULUSAL BİYOGÜVENLİK KANUN TASLAĞI'' TARIMIN SOSYO-EKONOMİK YAPISI, BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİ, İNSAN VE HAYVAN SAĞLIĞI AÇISINDAN ÖNEMLİ TEHDİTLER İÇERMEKTEDİR.

DÖRT KISIM, 12 BÖLÜM, 80 ASIL VE 3 GEÇİCİ MADDEDEN OLUŞAN TASLAĞI, GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALARIN (GDO) DIŞALIMI, PİYASAYA SÜRÜLMESİ, KAPALI KULLANIMI VE TRANSİTİNİ İZNE TABİ TUTMAKTA, İZİN KARARINI İSE KURULACAK OLAN BİYOGÜVENLİK KURUMU'na devretmektedir.

GDO herhangi bir canlı türünde bulunmayan bir genin biyoteknolojik yöntemler kullanılarak çeşitli amaçları gerçekleştirebilmek için bir canlıya aktarılması ve bu suretle doğal olarak bünyesinde bulunmayan geni taşıyan bir canlının elde edilmesidir. Tarımda bu yönteme, verim arttırmak, zirai haşerelere dayanıklılık sağlamak, raf ömrünü uzatmak ya da çeşitli tat, koku, besin değeri eklemek gibi maliyet ve pazarlama avantajları sağlayan nedenlerden ötürü başvurulmaktadır.

Ancak bu yöntem getirdiğinden çok daha fazlasını götürmektedir. Teknolojiye saihp olmayanlar için bağımlılık ilişkisi yaratıyor. Biyoçeşitlilik üzerinde son derece yıkıcı etkiler var. İnsan ve hayvan sağlığı üzerinde kanıtlanmış zararlı etkileri var. En korkuncu da bu etkilerin gelecekte insan ve hayvan vücudu içinde genlerin etkileşimi sonucunda ortaya nelerin çıkarabileceğine ilişkin kesin öngörüler de yok.

GDO'LARIN DURUMU

ÜLKEMİZE 1996 YILINDAN BU YANA KONTROLSÜZ OLARAK GDO'lu ürünler girmekte, tüketici tarafından bilmeden tüketilmektedir. Bundan da vahimi, kaçak GDO'LU TOHUMLAR ÜLKEDE EKİM ALANI BULMAKTA, TARIMDA BAĞIMLILIK SARMALI GİDEREK DERİNLEŞMEKTEDİR.

YETERLİ LABORATUAR ALTYAPISI BULUNMAYAN, AZALAN PERSONEL VE FİNANSMAN YAPISI NEDENİYLE KONTROL MEKANİZMASI KURAMAYAN TARIMSAL KAMU YÖNETİMİ, SÜRECE YILLARDIR SEYİRCİ KALMIŞ, BU ORTAMDAN ÇOKULUSLU ŞİRKETLER VE ONLARIN TAŞERONU KONUMUNDAKİ DIŞALIM LOBİLERİ BÜYÜK RANTLAR SAĞLAMIŞLARDIR.

GDO'lar, ülkemiz tarımının karşı karşıya bulunduğu bağımlılık ilişkisini derinleştirmekte, Türkiye'DEN BİRKAÇ ÇOKULUSLU ŞİRKETE KAYNAK TRANSFERİNİN SÜREKLİLİĞİNİ SAĞLAMAKTA VE SON DERECEDE VARSIL BİYOÇEŞİTLİLİĞİMİZİ GERİ DÖNÜŞSÜZ BİR ŞEKİLDE ORTADAN KALDIRMAKTADIR.

BU GERÇEK, ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI'nın etkin bir bileşeni olduğu ''GDO'YA HAYIR'' PLATFORMU TARAFINDAN KAMUOYUNUN GÜNDEMİNE TAŞINMIŞ; BUNUN ÜZERİNE TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI'nın en üst düzey yetkilileri tarafından, Platform'A, TÜRKİYE'ye GDO girişinin yasaklanacağı sözü verilmiştir.

Bütün bunlara karşın, ''ULUSAL BİYOGÜVENLİK KANUN TASLAĞI'' , çokuluslu şirketlerin ''etkin işbirliği'' ile hazırlanmış, taslak değişiklikleri daha olumsuz düzenlemeleri gündeme getirmiş, yasaklama yerine, GDO'LU TOHUMLARIN EKİMİ DE DAHİL OLMAK ÜZERE, ADETA SERBESTLEŞTİRMENİN HUKUKİ ZEMİNİ HAZIRLANMIŞTIR.

BU TASLAK CARTEGENA BİYOGÜVENLİK PROTOKOLÜ'nün uygulamaya konulması için çerçeve yapının geliştirilmesini amaçlamaktadır. Taslağı hazırlayan komisyonun amacı tarımda bağımlılık sarmalını derinleştirerek çokuluslu firmalara kaynak transferinin sürekliliğini sağlamaktır.

Yaşananlar sürpriz değildir: Taslaktaki ''Katılımcılık'' ilkesi, ''çokuluslu şirketlerin çıkarlarının genel düzenleyici işlemlere yansıtılması süreci'' olarak yürümektedir.

Taslakta yer alan Biyogüvenlik Kurulu'NUN, GDO'lar konusunda doğru kararlar üretemeyeceği şimdiden öngörülmelidir. Bundan da öte, çokuluslu şirketlerin yasa dışı uygulamaları karşısında ceza uygulamalarına başlayan Şeker Kurulu'NUN, İLGİLİ BAKAN'ın dahi haberi olmadan bir günde kapatılıverdiği unutulmamalıdır. Bütün bu verili siyasal - ekonomik ortam bilinmeli ve GDO'LAR KONUSUNDA GERİ DÖNÜŞSÜZ YOLDAN BİR AN EVVEL DÖNÜLEREK, GDO'ların bu ülkeye girişi - üretimi - işlenmesi yasaklanmalıdır. Türkiye, dünyadaki GDO'LU ÜRÜN ÜRETİMİNİN YÜZDE 99'unu oluşturan soya, mısır, kolza ve pamukta kendine yeter bir ülke olma kapasitesine sahiptir.

Biyoçeşitliliğimiz, tüm Avrupa kıtasının değerleri ile karşılaştırılamayacak ölçüde varsıldır. Gen kaynaklarımızı korumak ve çocuklarımıza aktarmak, temel ödevimizdir. İnsan ve hayvan sağlığı, çokuluslu şirketlerin finans kapitallerini çoğaltmak uğruna, riske edilemez.

Avrupa'DA 100 BİN HEKTARIN ALTINDA OLMAK ÜZERE, YALNIZCA İSPANYA, BULGARİSTAN VE ALMANYA'da transgenik mısır ve Romanya'DA TRANSGENİK SOYA EKİMİ, SON DERECEDE KONTROLLÜ KOŞULLARDA YAPILMAKTADIR. DANİMARKA, İSVEÇ, NORVEÇ VE AVUSTURYA BAŞTA OLMAK ÜZERE GERİYE KALAN AVRUPA ÜLKELERİ, TOPRAKLARINDA GDO EKİMİNE İZİN VERMEMEKTEDİR. BUNA KARŞILIK, BİRLİK ÜYESİ ÜLKELERDE DEĞİŞİK ÜRÜNLERDE TOPLAM 1500 CİVARINDA ALAN DENEMESİ KURULDUĞU BİLİNMEKTEDİR.

AB ÜLKELERİNDE ÖZELLİKLE TÜKETİCİLERİN TEPKİSİ BAŞTA OLMAK ÜZERE, BU GÜNE KADAR UYGULANAN SIKI MEVZUATLARI İLE SON ALTI YILDIR GDO'ların üretimi ve tüketimi büyük ölçüde yasaklanmıştır. Diğer yandan AB, gıdaların GDO içerdiğine dair etiketlenmesinde istenilen ''Eşik Değer oranını'' yüzde 0.9'DA TUTMA KARARLILIĞI İÇİNDEDİR.

TEKNOLOJİYE KARŞI DEĞİLİZ

TÜM BUNLARA KARŞIN, GÜNÜMÜZE KADAR GDO'ların üretim ve gıda/yem işleme amaçlı dışalımına yasak uygulayan AB, biyoteknoloji araştırmalarını öncelikli konuları içersine almıştır. Ancak, bu güne kadar GDO'LARIN GIDA OLARAK KULLANILMASINA KARŞI YÜRÜTTÜĞÜ POLİTİKALAR NEDENİYLE, KENDİ BİYOTEKNOLOJİK ARAŞTIRMALARINI ''GIDA-DIŞI KULANIM'' ALANLARINA YOĞUNLAŞTIRMIŞTIR.

ÖTE YANDAN, TRANSGENİK ÜRÜN OLARAK DA ADLANDIRILAN GDO'ların çevreye ve ekolojiye verebileceği zararları azaltarak transgeniklerin ''Güvenli'' üretilmelerine zemin hazarlamak üzere, transgenik, geleneksel ve organik üretimlerin beraber (bitişik üretim alanlarında) yapılması halinde, özellikle gen kaçışlarının önlenmesi için ne tür etkin ve sabit kontrol sistemlerinin uygulanması gerektiği araştırılmaktadır. Tarımsal kamu yönetiminin, ülke tarımı ve tarımcısının sosyo - ekonomik çıkarları ile gen kaynaklarımızın, biyoçeşitliliğimizin, insan ve hayvan sağlığının korunmasına yönelik duyarlılığımızı paylaşarak, taslağı bu yönde değiştirmesi, ülke yararına bir tutum değişikliği olarak değerlendirilecektir.

Sonuç olarak ne yapılmalı?

Türkiye'NİN, GDO'lara gereksinimi yoktur. Türkiye, izleyeceği doğru politikalarla kendi tarım potansiyelini kullanabilir duruma gelmeli ve tarımında dışa bağımlılıktan kurtulmalıdır.

Bununla birlikte, tarla denemeleri de dahil olmak üzere, Türkiye, kendi biyoteknoloji araştırmalarını yürütmelidir. Bu araştırmalarda, tıpkı AB ülkelerinde olduğu gibi, gıda dışı kullanım olanakları üzerinde odaklanılmalıdır.

Odamızın ''GDO'YA HAYIR'' YAKLAŞIMI, TEKNOLOJİYİ DIŞLAYAN BİR YAKLAŞIM DEĞİLDİR, OLAMAZ. BUNUNLA BİRLİKTE, MÜLKİYETİNE SAHİP OLMADIĞINIZ TEKNOLOJİNİN, GÜNÜMÜZDE ''MODERN'' BİR SÖMÜRÜ ARACINA DÖNÜŞTÜĞÜ GERÇEĞİNİN FARKINDA OLARAK; TARIMIN SOSYO - EKONOMİK BAĞIMLILIĞINI REDDEDEN, BİYOÇEŞİTLİLİĞİMİZİ KISKANIP KORUYAN, GEN KAYNAKLARIMIZI GELECEĞE TAŞIMAYI ÖDEV BİLEN, İNSAN VE HAYVAN SAĞLIĞI İLE TÜKETİCİ HAKLARI KONUSUNDA DUYARLI, ÇOKULUSLU ŞİRKETLERİN KİRLİ KâR HESAPLARINA KARŞI ÇIKAN ANLAYIŞIMIZIN DOĞAL BİR SONUCU OLARAK, TASLAĞIN İZİN PROSEDÜRÜNE BAĞLI OLARAK TÜRKİYE'ye GDO'LU ÜRÜN GİRİŞİNE, GDO'lu tohumların ekilmesine, bunların gıda ve yem amacıyla kullanımına, işlenmesine serbesti getiren yaklaşımına şiddetle karşı çıkıyoruz.

Türkiye, yeni bağımlılık sarmalları yaratacak ilişkiler kurmak yerine, kendi ürettiği girdilerle sağlıklı - temiz tarımsal üretimi sonuçlayacak, geliştirici - dönüştürücü - kalkındırıcı tarımsal politikaları yaşama geçirmek durumundadır.Sürece karşı çıkmak ve ''GDO'YA HAYIR'' DEMEK, BU ÜLKEDE YAŞAYAN HERKESİN GÖREVİDİR.

Okunma Sayısı: 353