Pamuk üretimi için verilen destekler yeterli değildir. Bu nedenle Ege ve Çukurova bölgeleri pamuk üretimi için son derece uygun olmasına rağmen üreticiler başka ürünleri üretmeye yönelmiştir. Ayrıca, pamuk prim hak endişesi, çiftçilerin istenen evrakları tamamlanmasındaki güçlükler ve prim miktarlarının geç açıklanması gibi sorunlar üreticileri olumsuz yönde etkilemektedir. Pamuk destekleme primleri rakip ülke koşulları ve dünya fiyatları göz önüne alınarak düzenlenmelidir. Havza bazlı destekleme modelinin etkin bir şekilde takibi ve uygulanması sağlanmalıdır. Pamuk üretiminde daha çok verim ve kaliteye sahip olan alanlarda ekim desteklenmelidir. ABD ve AB pamuk üretimlerini ve ticaretini yüksek oranda desteklemeye devam etmektedir.

PAMUKTA UZMANLAŞMIŞ KOOPERATİFLER DESTEKLENMELİ

Türkiye’de üretici örgütlerin yetersizliği pamuk üretiminde önemli sorunlardan biridir. Pamukta uzmanlaşmış kooperatif birlikleri olan ve TARİŞ Pamuk Birliği, Çukobirlik ve Antbirlik’in etkinliği artırılmalıdır. Birliklerin sektördeki rolü arttırıldığı takdirde pamuk piyasalarında istikrar sağlanabilir. Pamukta standardizasyon, kalite kontrol ve kontaminasyon önemli bir sorundur. Bu sorunun çözülmemesi pamuğun iç ve dış piyasa değerini düşürmekte ve ithal pamuğa olan talebi artırmaktadır. Pamukta kirliliğin önüne geçilmeli, kaliteli üretim artırılmalı, lisanslı depoculuk sistemi yaygınlaştırılmalı ve tek balya standardizasyonuna geçilmelidir.”

DÜNYA PAMUK ÜRETİMİNİN YÜZDE 25’İNİ ÇİN KARŞILIYOR

2016 yılında dünyadaki pamuk üretiminin yaklaşık yüzde 25’ini Çin, yüzde 22’sini Hindistan, yüzde 15’ini ise ABD gerçekleştirdiğine işaret edilen ZMO raporunda, aynı yıl Türkiye’nin dünya pamuk üretimindeki payı yüzde 3 olduğu belirtildi. Dünya nüfusunun hızla artışı yanında, toplumların sosyo-ekonomik yapısının oluşturduğu isteklere bağlı olarak, dünyada pamuk üretiminde önemli değişmeler olduğunun altı çizilen raporda şöyle denildi: “Avrupa’da tekstil endüstrisinde,18. yüzyıl sonlarında giyim amacıyla tüketilen lifler 1 milyon ton civarında iken, 20. yüzyılda artan talep ile 14 milyon tona çıkmıştır. Lif tüketimindeki artışı yanında, kullanılan liflerin cinslerinde de değişiklikler olmuştur. 19. yüzyılda kullanılan liflerin yüzde 78’ni yün, yüzde 18’ini keten, yüzde 4’ünü pamuk oluşturur iken, 20. yüzyılda pamuk liflerinin kullanım oranı yüzde 74’e yükselmiş, yün yüzde 20’ye, keten ise yüzde 6’ya düşmüştür.

Bu durum, pamuk liflerinin insan sağlığı yönünden diğer liflere oranla daha iyi özelliklere sahip olması yanında, özellikle, 1750 yılında, otomatik mekik; 1767 yılında, iplik eğirme makinası; 1786 yılında, makine ile çalışan dokuma tezgâhı; 1783 yılında, rollergin çırçır makinası; 1796 yılında, sawgin çırçır makinası; 1801 yılında, buhar makinasının endüstriye girmesi; başka bir deyişle pamuğun çırçırlanabilme ve işlenebilirliğinin kolaylaştırılması ile oluşmuştur.”

 

Haber kaynağına ulaşmak için lütfen tıklayınız.